Gazze'deki günlük durumu, bombardımanın yoğunluğunu gökyüzüne yükselen dumanların rengine göre belirleyebilirsiniz.
Gazze'nin kuzeydeki Beyt Lahiya, Beyt Hanun ya da Cebeliye mülteci kampının üzerinden yükselen duman, koyu siyahsa ve ağır bir bulut görüntüsü yaratmışsa İsrail jetleri ya da topçusu yine defalarca adı geçen bölgeleri ve o bölgelerdeki yakıt depolarını vurmuş demektir.
Daha ince bir toz bulutu halindeyse, bir ev yakılmış ya da Gazze içinde ilerlemeye çalışan İsrail askerleri Hamas militanları ile karşılaşınca önleyici atış yapılmıştır.
Ama her ikisinin değişmeyen sonucu sivillerin hedef alınması ya da doğrudan hedef alınmasa bile hayatını kaybeden siviller olmuştur.
Üçüncü haftasına giren Gazze saldırısında içeriye girmesine izin verilmeyen yabancı gazeteciler içeride olan biteni, yaşanan gayri insani durumu Gazze Şeridi'nin dışından takip etmeye, içeriden aldığı haberlerle dışarıdan İsrail yetkililerinin resmi kimi zaman da propaganda kokan bilgilerini harmanlayarak haberleştirmeye çalışıyor.
Gazze saldırısına kadar birçok çatışma ya da kuşatmanın yaşandığı İsrail ve işgal altındaki topraklarda, İsrail gazetecileri bu kez hiç olmadığı kadar olan bitenden uzakta tutuyor.
Gazze'deki bir avuç Filistinli gazeteciyse yaşanan durumu zaman zaman kendi hayatları pahasına dünyaya duyurmaya gayretinde. İsrailli yetkililere göre Gazze'deki gazeteciler, Hamas'ın baskısı altında ve gerçekleri yansıtmıyorlar.
Başbakan Olmert'in sözcüsü Mark Regev bunu "hep kadın, çocuk cesetleri gösteriliyor. Öldürülen Hamas militanları ortada yok." diye açıklamaya çalışıyor.
Regev, gazetecilerin engellenmesini güvenlik gerekçesiyle açıklarken, aslında İsrail farklı gözlerin farklı yaklaşımlarını ve hatta farklı eleştirileri görmek, dinlemek istemiyor.

Devam ediyor Regev: "Örneğin bir evi vuruyoruz. İnanılmaz bir duman çıkıyor. Çünkü altında Hamas'ın silah, mühimmat depoları var. Bunları da göstermiyorlar."
Bu sözleri üzerine gazeteciler müdahale ediyor: O zaman bize izin verin içeri girelim. Kim doğru söylüyor kim propaganda yapıyor görelim.
Aşkelon'daki basın toplantısı sırasında sirenler Hamas'ın Gazze çıkışlı füzelerini haber veriyor. Basın toplantısının yapıldığı hücre biçimindeki sığınak-odaya sanki olağanüstü bir savaş havası hâkim.
Oysa Hamas füzeleri ile İsrail'inkiler karşılaştırıldığında, tıpkı Gazze'de olan biteni tarif emek için kullanılan "orantısız güç" tanımı gibi kibar kalıyor.
Hamas'ın füzeleri her fırlatılışında Aşkelon, Aşdod, Sderot'ta yaşanan panik gerçek bir korkunun belirtisi. İsrail halkı Hamas'ın füzelerinden korkuyor; füzeler zarar veriyor. Ama İsrail'in kullandıkları doğrudan öldürüyor, yakıyor, yıkıyor.

Hatta Birleşmiş Milletler Mülteciler Yardım örgütünün sözcü yardımcısı Johann Ericsson’a göre uluslararası anlaşmalara aykırı mühimmat, yani fosfor bombası bile kullanılıyor.
Ericsson’a "kanıtınız var mı" diye sorduğumuzda Gazze'deki doktorlardan iki kez teyit aldıklarını, organizasyon olarak açıkça "evet kullanıyorlar" diyebildiklerini söylüyor.
Ericsson, Gazze'de yardım faaliyetinde bulunan örgütün (UNRWA) çalışanlarının fiziksel ve psikolojik olarak tükendiği kanaatinde.
"Bu insanlar 24 saat yardım faaliyetinde çalışmak durumunda. İsrail ordusu ile koordinasyon kurmaya çalışıyoruz. Sadece 3 saat çalışmaları yeter yanıtını alıyoruz." diyor Ericsson.
İsrail'in vurduğu ve 30'a yakın kadın ve çocuğun hayatını kaybettiği okul ile yine bombalanan yardım ve gıda deposunun bu örgüte ait olduğu hatırlanacak olursa, yardım faaliyetlerine ne kadar izin verildiği de ortaya çıkıyor.
İsrailli yetkililere sorarsanız, her gün tonlarca malzeme giriyor.
Ama girenler bombalanarak yakılıyor.
Bombalar düşerken, kahkahalar yükseliyor
Peki ya neredeyse lağım suyu içmeye başlayan Gazzeliler her gün bombalar altında yaşarken, o bombaların çıktığı noktaya yakın bir bölgede neler oluyor?
Sıkı durun: Alkışlar, kahkahalar, Filistinlilere bolca küfür.Bu durum gazetecileri rahatsız etse de yapabilecek pek bir şey yok. Çünkü gazetecilerin toplandığı tepede, çevredekiler saldırganlaşabiliyor.
Her top mermisi düştüğünde büyük bir ışık huzmesi ile birlikte çevredekiler çekirdek yemeye ara veriyor, zafer naraları başlıyor. Bölgedeki İsrailliler Şabat günün keyfini böyle çıkarıyor.
İsrail kamuoyunun büyük çoğunluğunun bu savaşın arkasında olduğu, kamuoyu yoklamaları ile ortada.
Haaretz Gazetesi'nden Gideon Levy'ye sorarsanız İsrail elindeki kanı silemiyor."Hatta Gazze'de öldürülenlerin üçte birini oluşturan çocukların kanı Hamas'ın değil bizim ellerimize bulaşıyor" diyor.
Levy bir İsrailli olarak utandığını da saklamıyor. "Buna bir savaş diyemem, bu resmen bir saldırı" diye ekliyor.

Levy'den yola çıkarak Gazze saldırısının 2006 Lübnan savaşındaki yenilginin hesaplaşması olduğunu resmi yetkililer dışında herkes kabul ediyor.
Oysa İsrail medyası bu seferki taktiğin, hükümetin yaklaşımının hatta basının engellenmesinin, 2006'daki savaştan çıkarılan derslerden kaynaklandığını söylüyor.
Zaten bu saldırı ile halkın psikolojik anlamda rahatlamasının, Orta Doğu’nun yenilmezi olan ordunun Hizbullah'la karşılaştırıldığı zaman çok güçsüz kalan Hamas karşısında alacağı zaferin, ordunun onurunu yeniden restore edeceği konuşuluyor.
2006 savaşı o kadar etkili ki, İsrail fazla kayıp vermesi halinde kamuoyunun hemen tepki göstermesinden korkuyor.
Bu yüzden askeri kaybın fazla olması yenilgi anlamına geliyor; tıpkı Lübnan savaşında olduğu gibi. Gazze'den dönen bir İsrail askeri ise Merkava tankının üzerinden kameralara zafer işareti yapıyor.
Oysa savaştığı, kendinden kat ve kat güçsüz bir rakip. Üstelik savaşılan alanda Hamas militanından çok siviller de öldürülüyor. Ancak, İsrail 2006'daki Lübnan sendromunu Gazze üzerinden aşmak istiyor.

Ancak, Hamas Hizbullah, Gazze'de Lübnan değil.
Hamas askeri olarak giderek zayıflıyor. Ama birçok İsraillinin de kabul ettiği gibi siyasi olarak güçlenecek. Bir Filistinlinin söylediği gibi "dün bahane El Fetih'di şimdi Hamas, yarın bir başkası olacak. İşgal sona erip adil ve makul bir barış olmadan bu sarmal böyle devam edecek."
Gazze'den tahliye edilen yabancılar, yabancı pasaportlu Filistinliler ise farklı hikâyeler anlatıyor. Kanadalı Şeyma, çocukları ile Gazze'yi terk ederken ailesini bir daha görüp göremeyeceğini bilmiyor.
Şeyma "bu saldırının sorumluluğunu sadece Hamas'a yükleyemem, tüm Filistin halkı bunun acısını çekiyor" diyor. Şeyma Gazze'yi terk edeceği sabah, binlerce kişi gibi telefonla tehdit edildiklerini anlatıyor.
Telefondaki ses, "bu bir kâbus ve bu kâbus hepinizi yok edecek" diyor. İsrail ölümcül saldırısının yanı sıra psikolojik savaşı da beraberinde yürütüyor.
Atılan bildirilerde Gazzeliler’in evlerini terk etmesi tavsiye ediliyor. Oysa kimsenin üç yanı dikenli teller, bir yanı denizle çevrili Gazze'den çıkamayacağı biliniyor. İsrail makamları ise "onlar kaçacağı yeri bilir" diyor pişkinlikle.
İsrail televizyonları Gazze'nin bombalanması, askerlerin iliştirilmiş gazetecilere verdikleri pozlar dışında Filistinlilerin dramını yansıtan görüntülerine yer vermekten kaçınıyor. Bu görüntülerin kendi kamuoylarını bile rahatsız edeceğini düşünüyorlar. Toplum sanki bir tür akıl tutulması yaşıyor.
Anti-semitizim tuzağı ve TürkiyeKudüs'te buluştuğumuz savaş karşıtı vicdani retçi İsrail vatandaşları ise bu akıl tutulmasının İsrail'in geleceğini tehlikeye attığı kanısında.
2002'de İkinci İntifada sırasında işgal topraklarında sivillere karşı silah kullanmayı reddeden eski Binbaşı Chen Aron, Gazze'de savaşan askerlere bu yanlıştan dönmeleri çağrısında bulunuyor.
İşgal topraklarında silah kullanmayı reddeden 850 askerden sadece birisi Aron. İsrail kamuoyunun büyük çoğunlukla Gazze saldırısını desteklemesini "yıllardır süren şiddet döngüsünün insanları esir alması" şeklinde yorumluyor.
Barış yanlısı İsraillerin Türkiye'ye de mesajları var: İsrail'de şiddete karşı çıkanlar da var. Madalyonun diğer yüzünü de görmek gerek".
Ancak Türkiye'deki Gazze protestoları, bir basketbol maçında çıkan arbede ve kendini bilmez birkaç ırkçının Yahudilerle ilgili pankartı burada da yakından takip edilen haberler arasında.
Türkiye'de İsrail politikalarını protesto etmekle anti-semitizmi karıştıranlara ya da bilinçli olarak Filistin bahanesiyle anti-semitizmi körükleyen çevrelere kuşkuyla bakılıyor. Teşvikiyeli Avner şu sıralar İstanbul'a gelmeye çekindiğini söylüyor.
Mahmud Abbas kaybedenler arasındaFilistin Yönetimi ise bu saldırının kaybedenler tarafında. Başkan Mahmud Abbas kendi halkından çok İsrail ile işbirliği içinde. Abbas bu saldırı ile Hamas'ın devrilip Gazze'ye girmeyi bekleyen bir yönetici gibi. Onu Nazi işgali sırasındaki Fransız Vichy hükümetine benzetenler var.
Hatta yönetim işi Ramallah'taki İsrail karşıtı gösteriyi gaz bombaları ve coplarla dağıtmaya kadar vardırmış durumda. Kudüs'te İsrail polisinin Filistinlileri dağıtması normal, Ramallah'ta Filistin yönetimine bağlı polislerin Filistinlileri dağıtması ise trajik bir durum.
Bu Filistin'de köprülerin çoktan atılmış olduğunu açık ifadesi. El Fetih'in Abbas kanadı ile Hamas artık kanlı bıçaklı. Hele Gazze saldırısından sonra bir araya gelmeleri çok zor. Gelseler bile yaşananlar yıllarca zihinlerden kazınamayacak gibi görünüyor.
Filistin'deki tüm partilerin tabanı İsrail saldırısına ve Filistin'deki bu bölünmüşlüğe karşı çıkarken Alternatif Liste'den milletvekili seçilen Mustafa Barguti gibi "Filistin'in bu tür krizlerden çıkma ve yeniden ayağa kalmak tecrübesine güvenenler" çoğunlukta.
'Ayakta kalmak zorundayız'Gazze'de saldırılar 3. haftasına girerken çocuklar kadınlar ölmeye, İsrail tüm gücüyle saldırmaya Hamas ise yönetemediği bir savaşı İsrail'e füze atarak eşitlemeye çalışıyor. Ateşkes görüşmecileri ise Gideon Levy'nin deyimi ile "o lüks otelden bir diğerine koşup duruyor."
Görünen o ki tahminlerin aksine Hamas, yenildiği bir savaştan her şekilde galip çıkacak, İsrailli liderler önünüzdeki ayki seçimlerde Gazze'deki sertlikleri oranında oy alacak. Ve bu satırlar okunduğu sırada Gazze'de Filistinliler ölmeye devam edecek.
Bir Filistinli’nin söylediği gibi " eskiden Filistin mücadelesi için ölürdük. Şimdi ise ayakta kalmak zorundayız. Tabii ki İsrail izin verirse"